ZEYNEP BİRGÖNÜL

Her çocuğun aslında doğuştan bir sanatçı olduğunu savunan Pablo Picasso, işin sırrının, büyüyüp de bir yetişkin olunduğunda da aynı yaratıcılık ve özgür zihnin muhafaza edilme yetisinde saklı olduğunu söylemişti. Ölümünden birkaç yıl önce yapılan röportajlarda, hayatı boyunca yapamadığı şeyleri yaparak öğrenmeye ve keşfetmeye çalıştığını, bu sayede de yepyeni teoriler ve teknikler geliştirdiğini açıklamıştı… Tıpkı bir çocuk gibi.

Picasso, Dali ve Van Gogh, benimsedikleri sanat akımları ne kadar farklı olsa da; yapılamayanın ve bilinmeyenin üzerine çalışmalarıyla birbirlerine benzerler. Hepsi, yaratıcılığın ve üretkenliğin anahtarının, denemek ve pek tabii denemekten korkmamak olduğunu kendi demeçlerinde defalarca dile getirmişlerdir. Elbette bireysel olarak onları bir sanatçı yapan sadece yılmadan denemek ve üretmek değildir. Bunun yanında onlara bahşedilen yeteneği kullanma şansına sahip olmaları da başarılarının yadsınmaz bir bileşenidir.

Çocukken sorduğumuz sorular limitsizdir. Karşılaştığımız her şey kocaman bir bilinmeze açılan bir kapıyı işaret eder ve her olgu keşfedilecek yeni bir bilmecedir. Çocukken oynadığımız oyunlardaki hikayeler gerçek dünyayı kıskandırır. Kuralların ve sınırların olmadığı bu dünyada oynarken yarattığımız mekanlar mükemmeldir. Kurguladığımız senaryolar ve roller en güzel kitaplara ve filmlere konu olabilir.  Benim fikrimce Picasso çok haklı; çocukken sahip olduğumuz sınırları olmayan hayal gücümüz, öğrendiklerimiz ve gerçeklik ile birleştikçe paslanmaktadır. Büyüyüp, aldığımız eğitimle genişlemesi gereken yerde daha da daralan ufkumuz ve hayal gücümüz bizleri umutsuzluğa sevk edebilir; ancak, çoğu meslek için hayal dünyasından çıkıp gerçek hayatta tutunmak ve üretmek için, ayakların biraz olsun yere basması da bir hayli gereklidir. Söylemesi böylesine kolay, yapması ise bir o kadar zor olan, çocukluk hislerinin yetişkinliğe aktarılması işi nasıl yapılır peki? Düşüncelerimizle maceracı bir tavır takınmayı nasıl başarabiliriz? 

İnsan, merak eder. Merak; düşünmenin ve yaratmanın baş bileşenidir. Çocuklar, yetişkinlerden daha çok merak ederler ve bu sayede daha çok, daha çabuk ve daha ilginç bir biçimde öğrenirler. Büyüdüğümüzde, pek çok şeyi öğrenip bilmenin verdiği hazla, haliyle egomuza yenik düşebilir, bu yüzden de merakımızı köreltebiliriz. Halbuki, merak insanın en derin, en içten, en güçlü duygularından birisidir ve biz izin verdikçe hayatımızda başrolü üstlenmeye hazırdır. İnsan âşık olurken bile, merak; hissettiği duyguların başında gelir. Karşısındakini bilmek, varlığını keşfetmek, onu derinlemesine tanımak, anlamak ister. Aşık-meraklı kişi, tıpkı bir çocuğun öğrenirken yaptığı gibi, bilinmeyenin içine çekilir ve günbegün sevgisini ve ilişkiyi geliştirmek ister. 

Bu yapı, benim nezdimde aşk-merak ilişkisinde olduğu gibi; herhangi bir ‘yaratma’ sürecinin benzeridir. Merak eden kişi, bilgi ve ilham arar. Konusu üzerine merak duyar, onu sever, araştırır, detaylarıyla anlamak ve en iyi biçimde geliştirmek ister. Bilinmeyenin üzerine giderek, daha önce elle tutulmamış, gözle görülmemiş, sadece hayali kurulmuş bir olguyu gerçek haline getirmeyi hedefler. Azim ve devamlılık ile eninde sonunda bunu başarır. 

Sanatçı insan, çocukluk meraklarını yetişkinliğe aktararak eşi benzeri görülmemiş eserler üretebilir, fakat, işin içine kullanım kaygısı girince, tasarımcılar ve mimarlar yaratırken bir çocuk kadar saf olamıyor. Yenilikçi işler üretmek için, konfor alanının dışına çıkabilen tasarımcı, çözüm aramak yerine problem yaratarak işine başlar. Klasik bir problemi, sade bir biçimde çözmek yerine, kimsenin görmediği, aklına gelmeyen problemi arar. Keşfetmek ve yaratmak, merakın peşinden yılmadan koşarak vuku bulur. Yüzyıllar boyu insan merak etmiş, düşünmek ve üretmek suretiyle bugün olduğu noktaya gelmiştir. Merak edenler sayesinde, bugün; görünmez bir veri bulutu içinde yaşıyor ve elimizdeki renkli ışıl ışıl aygıta sorular sorarak, bizi çevreleyen buluttan bilmediğimiz soruların cevabına anında erişebiliyoruz. Şehirleri inşa ederken, zamanı dahi gözle görülür ve elle tutulur hale getiren insanoğlunun, hayal edemeyeceği ve hayalini kurup da üretemeyeceği bir şey yoktur.  

Benim özelimde ise, merakım, meslek seçimimi yönlendirdi. Kendimi bildim bileli mekanlara karşı duyduğum duygusal bağdan yola çıkarak, iç mimarlık ve çevre tasarımı lisans eğitimimi tamamladıktan sonra, merakıma yenik düşerek, mimarlığın uç noktalarına keşfe çıkmaya karar verdim. (Merakıma yenik düşmek tanımı her ne kadar hoşuma gitmese de bu seferlik burada kullanmış oldum. Aslında, meraka yenik düşülmez, merakın izinden gidilir. Merak, karşıt bir kuvvet değil, sadık bir yoldaştır benim için.) 

Barselona’ya ‘advanced architecture’ yüksek lisans eğitimi almak için taşındığımda, sadece mimari yaratma sürecini değil, hayatın da ta kendisini tutkuyla merak ediyordum. Benim gerçekliğim dışındaki gerçekliği, alıştığım mekân dışındaki çevreyi, bildiğim kültür dışındaki sosyal hayatı, adını bildiğim yemekler dışındaki tatları ve daha nicelerini… Benim akademik ve mesleki yaratma sürecim, hayatla bütünleşti, meraklarımdan beslendi ve her deneyim bana bir ilham oldu. Yaşarken duyduğum merak, akademik çalışmalarıma yön verdi. Merak ettikçe çocukluğumda duyduğum heyecan ve keşfetme hazzı aklıma geliyor, geçmişten bir ses beni çağırıyor gibi hissediyordum. Çocukluk içgüdülerimi ve merakımı tekrardan gün yüzüne çıkartma fikri aklıma geldiğinde ise hummalı bir çalışmaya giriştim. İçimdeki çocukla tekrar tanışmak ve onu kucaklamak bana mesleki hayatımda yaratma gücü ve ilham olacak, meslek hayatımın yanında da kendimi daha mutlu ve huzurlu hissedecektim, bundan emindim. 

Hayal gücümü tekrardan aktif hale getirme niyeti ile hem fiziksel hem de içsel bir yolculuğa çıkmış oldum. Bu fikre derinlemesine ikna olmuştum, çünkü içimdeki çocuk hala merak ediyor ve benim sormaya çekindiğim soruları rahatlıkla sorabiliyordu. O çocukla ufak da olsa bir iletişim kurabildiğimde, çıplak gözle Gaudi’nin binalarını zihnimde hikayelendirebilmeye başladım. Diğer insanlar kolon, kiriş, pencere ve balkon görürken, ben; gökten düşen çiçekler, yarasalar, üst üste duran yapraklar ve maskeler görüyordum. Dali’nin Port Lligat’taki evinin girişindeki kocaman doldurulmuş beyaz kutup ayısı, bana absürt yerine mantıklı geliyordu artık.  

Doktora çalışmalarıma başladığım sıralarda, Dali’nin ayısı bir elimden tutmuş, beni Cadaques’in kıyılarında gezdiriyordu. Akdeniz’in tuzlu rüzgârı çocukken yazlarımı geçirdiğim Kıbrıs’ı andırıyor, beni şefkatle o zamanlara götürerek ufkumu açıyordu. Çocukken merak ettiğim konular tekrar aklıma geliyor ve bana ilham veriyordu. İçimdeki çocukla kurduğum bağ sayesinde, soruları sormaya korkmuyor ve merak etmekten heyecan duyuyordum. 

Maalesef, bu duyduğum heyecan zaman zaman yerini hayal kırıklığına bırakıyordu çünkü hayal ettiklerimi dile getirirken akademik iletişim hataları yaptığımdan olacak; fikirlerim otorite figürleri tarafından; gerçeklikten uzak, imkânsız, abartılı ve saçma bulunuyordu. Zaman içerisinde, içimdeki çocuk kulağıma fikirleri fısıldamayı sürdürdü, bense onları öğrendiklerim doğrultusunda kalıplara sokmaya, bu vesileyle de daha sağlıklı bir biçimde anlatabilmeye ve tartışabilmeye başladım. Bu denge sayesinde, doktora araştırma projemi geliştirdim. Çalışmam bittiğinde takdir ve başarı ile kutsandı içimdeki çocuk; çünkü o yılmamış, korkmamış ve sesini duyurabilmişti. Doktora tezimi, içimdeki çocuğa adadım. Proje, sadece bir sonuç olsa da, benim için o yolda öğrendiklerim en büyük kazancımdır. 

İnsanlar yaratırken, sınırların ötesine çıkar. Daha önce kimsenin görmediği, duymadığı, dokunmadığı bir şeyi hayal etmek cesaret istediği gibi, onu gerçekleştirmek de başlı başına bir zaferdir.

Yani demem o ki, nasıl küçükken hayal etmekten korkmuyorsan, şimdi de aynı heves ve merak ile yap ne yapacaksan. Picasso bence bunu demek istiyordu. Büyüdüğünde o çocuğu içinde yaşatmayı başarabilirsen, o hislerle hayal etmekten ve üretmekten korkmayacaksındır. Sonuç ne olursa olsun, bilinmeyeni bulmaya çalışırken keşfedeceklerin seni sen yapacak ve sana bilmen gerekenleri öğretecektir. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s