GÜLCE KIRDAR

Yaygın olarak kullanılan teknolojinin hem bizleri hem de yaşadığımız şehirlerimizi ne kadar değiştirdiği bir gerçek. Townsend’in (2013) de belirttiği gibi, aslında telgraf ile tren ulaşım ağının benzer zamanlarda geliştirilmesi sadece bir tesadüf değil. Telekomünikasyon teknolojileri geliştikçe ve makineler güçlendikçe kentler daha da büyüdü ve kentleşme yaygınlaştı. Özellikle bilgi ve iletişim teknolojileri için yıkıcı bir buluş kabul edilen web teknolojileri kişilerin paylaşım yaparak içerik üretmelerine, ya da içeriğe katkıda bulunmalarını ve bu şekilde kendi istek ve durumlarını dijital ortamda temsil etmelerini sağladı. Konum tabanlı internet servisleri ile dijital bilginin fiziksel gerçeklikle iç içe girdiği ağ mahalleri (net locality) yaratılmış durumda (Gordon ve de Souza e Silva, 2011). Evet, yaşadığımız şehirler mekanlar değişmedi ama belki de onu deneyimleme şeklimiz ve orada kurduğumuz sosyal ilişkiler dijitalleşti diyebiliriz. Townsend’in (2013) de ifade ettiği gibi, iletişim teknolojileri bu anlamda ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan kent yaşamlarımızın metabolizmasının bir parçası haline geldi. Daha fazla sosyal ağ, daha fazla paylaşım ve kamusal mekanlar için ölçülebilecek daha fazla veri. Böylelikle kentin sosyalliği de bir anlamda konum tabanlı kullanıcı paylaşımları ile daha görünür hale geldi. 

Elbette ki, güvenlik ve gizliliğin yanında dijital bölünme dijital servisler için önemli bir sorun. Dijital bölünme, bilgi teknoloji araçlarına ve servislerine ulaşamayan, dijital araç kullanma için okuryazarlığı olmayan ve yaş ya da kültürel farklılıklar dolayısıyla bu hizmetleri kullanmayan bireylerin dijital hizmetlerden yararlanamaması durumudur. Bu teknolojiler kullanılarak yapılan analizlerde dijital bölünme sebebiyle bu kesim hedef kitlenin dışında kalmaktadır. Bunun yanında özellikle sosyal ağ servisleri kullanıcıları için gözleme ve gözlenme (kontrol etme ve edilme) paradoksu var. Yani aslında sosyal medya ile yaptığımız paylaşımlar kadar web ortamını biz kontrol ediyoruz, ancak bir o kadar da bıraktığımız her dijital veri izleri ile kontrol ediliyoruz (Hinton ve Hjorth, 2013). Bu sorunlara rağmen, bugün üzerinde çok konuştuğumuz büyük verilerin çoğunu konum tabanlı servisler ya da sosyal ağ servisleri oluşturmakta. Bu servislerden elde edilen konum ve zaman verileri, coğrafi bilgi sistemleri ile haritalanınca şehirlerdeki yıllık, aylık, gündelik hareketleri izlemek, trendleri izleyebilmek ve değişimi anlayabilmek mümkün. Web 2.0 teknolojisi, GIS ve konum referanslı etiketleme kullanıcı içerikli verilerin üretilmesi ve analizinde öncü oldu (Goodchild, 2017). Goodchild bu konum tabanlı paylaşımlar ile kentlilerin bir bağlantılı toplumun (networked society) sensörleri haline geldiğini ifade eder. Instagram etiketleri, Foursquare konum paylaşımları, Flickr fotoğrafları, emlak sitelerindeki gayrimenkul verileri, Akbil gibi ulaşım kartı verileri, spor aktivite verileri, hatta Yemeksepeti verilerine kadar bütün bu veriler ile kentlilerin davranışları ve hareketleri gözler önüne seriliyor ve bu farklı veriler diğer veriler ile çakıştırılarak neden bu seçimlere ya da davranışlara yönelim olduğu ve neden o bölge kümelendiği açıklanabiliyor. Böylece kentteki büyük kitleleri gözlemleyebilmek ve bu veriler ile kent hakkında karar vermek mümkün. Konum tabanlı sosyal ağ verilerinin yanında gerçek zamanlı kullanıcı hareket ve durumunu ölçen nesnelerin interneti ağı ile kentteki bütün geçici (ephemeral) katman hiç olmadığı kadar görünür. Görselde veri ile kent analiz çalışmasının Kadıköy özelinde örneğini görebiliriz (Bits ‘N Bricks, 2017; Ensari ve Kobaş, 2018).

http://bitsnbricks.com/wp-content/uploads/2017/09/01_KafeInstagram-k.jpg
http://bitsnbricks.com/wp-content/uploads/2017/09/02_HashtagHaritasi-k.jpg
Kadıköy ilçesi için Instagram beğeni ve etiket haritalama çalışması (Bits ‘N Bricks, 2017).

Peki, Covid-19 ile yeniden normalleşen yaşamlarımızda kentteki kamusal mekanlarımız ne olacak? Hepimiz birkaç aylık süreçte evde çalıştık, kitap okuduk, evde spor yaptık, yemek yaptık hatta ekmek bile yaptık. Dijital teknolojilerin de internetin de olanaklarını sonuna kadar kullandık. Bir yere fiziksel olarak gitmeden orada dijital olarak bulunabildik (telepresence). Teknik olarak çalışma hayatındaki işlevleri bir şekilde yerine getirebildik hatta zamanı kullanmak adına daha verimli olduğunu bile söyleyebiliriz. Ancak en çok bir arada bulunmayı, sosyalleşmeyi, yeni insanlar ve yerler görmeyi, dolaşmayı, aktivite içerisinde olmayı ve özellikle açık alanları deneyimlemeyi özledik. Sosyal olmanın ve dışarıda olmanın önemini anladık. Parklarımız hiç olmadığı kadar doldu, ancak fark ettiyseniz yapılar içinde sıkışmış binaların otoparkların arasında var olmaya çalışan meydanlarımız ve açık alanlarımız ne kadar boş. Ki onların birçoğu yıllardır gerek ziyaretçi, gerek ise yerlileri tarafından yoğun şekilde ziyaret edilen mekanlar. 

Bir kentsel mekanı canlı yapan etmenler nedir? Oradaki hareketli insan yoğunluğunun onu çevreleyen ticari işlevler, kültürel, konaklama mekanları, konut yapıları olduğunu söyleyebiliriz. Meydanın canlı olmasını sağlayan temel etkenlerden biri ekonomi ve o bölgedeki ticari faaliyetler iken şimdi sosyal donatısı olmayan, oturamadığımız, birbirimiz ile konuşamadığımız, ya da gölgesinde dinlenemediğimiz açık meydanlarımızın etrafı oteller ya da kafeler ile doluyken bile boş. Artık kentlilerin de talepleri değişti. İnsanlar binalar arasında sıkışan alanları değil, daha fazla ve kaliteli zaman geçirecekleri alanlar, sokaklar, meydancıklar istiyor. Ekonomik faktörlerin yanı sıra, insan-mekan ilişkisi, yer deneyimi, yer duygusu (sense of place) ve yere ait olma duygusu gibi sosyo-mekansal faktörlerin de günümüzde yeni normalle öneminin arttığını düşünüyorum. Kısıtlı koşullarda bir parka gidiyorsak nefes almak, yürümek, kitap okumak, uzanmak, manzara izlemek için kısacası oranın bizde uyandırdığı izlenimler ve yaşayabileceğimiz deneyimler için orayı seçiyoruz.

İsteklerimiz değişiyor, beğenilerimiz ve paylaşımlarımız değişiyor, ziyaret ettiğimiz mekanlar değişiyor ve taleplerimiz yeniden şekilleniyor. Bu bağlamda daha önce üzerinde pek de düşünmediğimiz yapıların içinde sıkışan sokaklarımız ve açık kamusal alanlarımızı canlandırmak için ne yapabiliriz? Bu konuda kullanıcı verileri bize ne söyleyebilir, ya da başka hangi veriler ile birleştirerek kamusal alanlarımız için faydalı bilgi elde edebiliriz? Belki de, daha önemlisi elde ettiğimiz kullanıcı üretimli içerikleri sadece haritalamak bize yetiyor mu? Daha yaşanabilir ve canlı kamusal mekanlar için bizler paylaşım yapmaktan ve verilerimizi vermekten başka ne yapabiliriz? Ya da kenti anlamak için kullanıcı veri izlerini takip etmenin yanında kullanıcı mekân ilişkisini geliştirebilecek yeni araçlar üretebilir miyiz? Dijital araç ve yöntemleri sosyo-mekansal ilişkileri inceleyebilmek için nasıl kullanabiliriz, ya da yeni araçlar geliştirebilir miyiz? Belki de değişen sosyo-mekansal ilişkiyi anlayabilmek için mevcut analiz araçlarımızın üzerine kullanıcı deneyimi ağırlıklı veriler elde edebileceğimiz yeni uygulamalar geliştirmeyi düşünebiliriz. Belki de değişen koşullar ile yeni normalde dijital araç ve yöntemler bizi yer ile deneyimin pekiştirilmesi konusunda çok daha farklı yerlere götürecektir. Geleceğin ne getireceği bilinmez ama, kenti anlamak ve yaşayabileceğimiz kentler mekanlar tasarlayabilmek için daha fazla dijital araç ve yöntemlere başvuracağımız kuşkusuz. Dijital araç ve teknolojiler bizlere büyük miktarda ve çeşitlilikte kullanıcı verisi sağlarken nasıl ölçeceğimiz ve faydalı bilgiler elde edeceğimiz de bize kalmış. 

Kaynaklar

Bits ‘N Bricks. (2017). Location Mining in Kadıköy.  http://bitsnbricks.com/location-mining/

Ensari, E., & Kobas, B. (2018). Web Scraping and Mapping Urban Data to Support Urban Design Decisions. A|Z ITU Journal of the Faculty of Architecture, 15 (1), 5-21.

Goodchild, M. F. (2007). Citizens as Sensors: The World of Volunteered Geography. GeoJournal (69), 211-221. DOI: 10.1007/s10708-007-9111-y.

Gordon, E., & de Souza e Silva, A. (2011). Net locality: Why location matters in a networked world. West Sussex: Wiley-Blackwell. DOI: 10.1002/9781444340679.

Hinton, S., & Hjorth, L. (2013). Understanding Social Media. London: Sage Publishing. DOI: http://dx.doi.org/10.4135/9781446270189

Townsend, M.A. (2013). Smart Cities Big data, civic hackers, and the quest for a new utopia. London: W.W. Norton & Company. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s