AHU SÖKMENOĞLU SOHTORİK

Yaratıcılık sıklıkla gizemli bir olay gibi görünür bize. Dahi beyinlerin bir özelliği. Kişi ya yaratıcıdır ya da değildir deyip çıkarız işin içerisinden. Aslında yaratıcılık meselesi çok daha karmaşık ve yaratıcılığı bir kişilik özelliği olarak kabul etmek yaratıcılığın ortaya çıkması karşısındaki en büyük engel gibi görünüyor. Kişilerin değil, fikirlerin ve eylemlerin yaratıcılığına odaklanmaksa çok daha heyecan verici ve üretkenliği teşvik ediyor. Yaratıcılığı bir öz olarak değil bir ilişki olarak kavramsallaştırmanın daha verimli olduğunu söylüyor Bocchi (2014); kişinin belirli bir durum karşısında oluşturduğu özel bir davranış biçimi.

Mimari tasarım stüdyoları bağlamında, yaratıcılığı, belirli bir tasarım problemine verilen incelikli bir yanıt olarak tarif etmek istiyorum. Ortaya çıkmak için uygun koşulların oluşmasını bekleyen, aslında hep orada olan bir yanıt. May (2008) “karşılaşma” kavramını ortaya atıyor ve yaratıcılığı şöyle tanımlıyor: farkındalığı son derece yoğun olan bir insanın dünya ile karşılaşması. Karşılaşma insanın bir eylem ya da bir düşünce ürettiği andır; yemek yaparken, duvar boyarken, metin yazarken, araştırma yaparken, eskiz çizerken, oyun oynarken, kütüphanemizi düzenlerken, yani belirli bir amaçla eyleme geçtiğimiz ya da düşünce ürettiğimiz her an bir karşılaşma olarak kabul edilebilir. Her karşılaşmanın nasıl yaşanacağı bir seçimdir. Ya alışılagelen, bilinen yollardan karşılaşmanın içinden geçer gideriz ve bu karşılaşma bizde bir iz bırakmaz. Ya da karşılaşmayı yoğun ve derinlemesine yaşarız, farkındalığı yüksek ve otantik davranışları ve düşünceleri üretiriz. Bu tür bir karşılaşma bizi değiştirir, dönüştür, bir sonraki karşılaşmada artık başka biri oluruz. 

Mimari tasarım stüdyolarında verilen tasarım problemlerini de zorlu birer karşılaşma olarak görmek pekala mümkün. Bu karşılaşmalarda öğrencilerin bazıları incelikli ve yaratıcı, bazıları ise sıradan ve yaratıcı olmayan yanıtlar verirler. Bir karşılaşma olarak tasarım süreci, bir çok nedenden ötürü ama özellikle de belirsiz doğası nedeni ile yoğun bir kaygıya neden olur. May (2008)’e göre yaratıcı diye adlandırılan kişiyi diğerlerinden ayıran belirsizlikle birlikte yaşayabilme özelliğidir; güvencesizlik, hassasiyet, savunmasızlık ile ilgili ağır bedeller ödeme ihtimaline rağmen.. Zihinsel olarak bu denli zorlayıcı olabileceği için yaratıcı seçimler yapmanın – otantik yanıtlar üretmenin hiç de kolay olmadığı ortada. Ancak yaratıcılığın geliştirilebilecek bir davranış biçimi olduğunu ve kaygı ve endişe duygularının da büyük ölçüde giderilebileceğini düşünüyorum. Esasen stüdyo yürütücülerinin en temel işlevlerinden biri her katılımcıda bu farkındalığı sağlamaktır bana göre. İşte bu noktadan hareketle şimdi, öyle ya da böyle nihayetinde hep otoriter bir figüre bürünen stüdyo yürütücüsünün stüdyo içerisindeki konumlanışını yeniden düşünmek istiyorum:

  • İyi bir dinleyici ve gerekli olduğunda deneyim ve bilgisini kendi düşüncelerini empoze etmeden paylaşan bir danışman. İçten içe her yürütücü stüdyoda konu edilecek tasarım problemi için olası yanıtlar oluşturur kafasında. Bazıları bu yanıtlara çok sıkı bağlanır ve bilerek ya da bilmeyerek katılımcıları bu cevapları bulmaları için yönlendirirler. Oysa stüdyoya her türlü olasılığa açık bir tavırla, tamamen bir dinleyici konumunda başlamak çok önemli. Bazen stüdyodaki bütün projeler birbirine benzer, hatta bazen çok benzer, tek elden çıkmış gibi. O el, yürütücünün elidir. Yürütücü kafasındaki çözümlerle dahil olmamalı stüdyoya. Yürütücünün çözümleri katılımcıyı tembelleştirir, özgürleştirmez. Deneyim ve bilgisini söz konusu tasarım problemine çözüm bulmak için değil, çözüm arayanlara zorlayıcı, eğlenceli, kışkırtıcı, düşündürücü, araştırmaya sevk edici sorular sorarak tasarım sürecinin verimliliğini arttırmak üzere kullanmalı. Ranciere (2016)’e göre hocanın iki temel edimi vardır: Soru sormak ve bu sorulara gelen yanıtların dikkatle düşünüldüğünü, rastgele birşey söylenmediğini doğrulamak. İyi hocanın sırrı sorularıyla öğrencinin zekasına gizlice yol göstermektir der Ranciere (2016); zekayı çalıştırmaya yetecek ama tembelleştirmeyecek kadar gizlice. 
  • Her konuda uzman olmadığını ve kendisinin de sürekli öğrendiğini açıkça ortaya koyabilen bir öğrenen. Her şeyi bilmenin olanaksızlığı gün gibi ortada olsa da bazı yürütücüler bilirkişi figürüne bürünmeyi pek sever. Artık öğrenecek bir şeyi kalmadığını düşünen bir yürütücü ile çalışmak bir katılımcı için son derece sıkıcı, baskılayıcı ve kısıtlayıcı olmalı. Öyle bir stüdyoda muhtemelen katılımcı, yürütücüde saklı olan o kadim bilgiye ulaşmaya çalışarak harcayacak bütün enerjisini. Oysa meraklı, ben de bu stüdyoda bir şeyler öğrenmeye geldim tavrı ile var olan yürütücü ile çalışan bir katılımcı araştırmaya ve öğrenmeye doyamayacak. Öğrenen kimliğini hep aktif tutan bir yürütücünün katılımcılardaki araştırma ve öğrenme güdüsünü tetikleyeceğini – yaratıcı eğilimleri arttıracağını hissedebiliyorum. 
  • Her konuda yetkinliğin ve bilginin arttırılabileceği ve yeni becerilerin kazanılabileceği farkındalığını aktarmanın yollarını arayan bir motivasyon sağlayıcı. Dweck (2006), ‘sabit bir zihin yapısı’ olan kişilerin becerilerin, zekanın ve yaratıcılığın çalışarak arttırılabileceğine inanmadığını, bunların doğuştan gelen özellikler olduğunu fikrine sıkı sıkı  bağlı olduğunu söyler. Bu kişilerin bu bakış açıları nedeni ile öğrenme ve yaratıcı davranma konularında kendilerini duygusal olarak kapattıklarını ve zorluklarla mücadele etmekten, risk almaktan kaçındıklarını belirtir. Yürütücüler bu tip stüdyo katılımcılarının ‘gelişmiş bir zihin yapısı’ kazanmalarına yardım edebilir; hata yaparak öğrendiğimizi ve yeteneklerimiz ve zekamızın da çalışarak geliştiğine onları ikna edebilirler. Nörobilim alanındaki gelişmeler bu ifadeyi doğrular nitelikte. Artık beynin yenilenebilen bir organ olduğu, yeni durumlara adapte olma özelliği olduğu ve nöroplastisitesinin yaşam boyu öğrenme ile değiştiğini biliyoruz. Stüdyo katılımcılarının bunu içselleştirebilmeleri için son tasarım ürünlerinden ziyade tasarım süreci esnasında yaşanan deneyime değer verilmesi gerektiğine yürekten inanıyorum. Tasarım süreci esnasında ortaya çıkan başarısızlıklar üzüntü verse de son derece öğretici. Hem yürütücüler hem de katılımcılar olarak hepimiz, yaratıcı davranma cesaretini bulabilmek için başarısızlıkları tolere etmeyi öğrenmeliyiz.
  • Stüdyo katılımcılarına, önceden tanımlanmış reçetelerden ziyade tasarım sürecinin belirsizliği ve karmaşıklığı ile mücadele edebilmeleri için araçlar sağlayan bir kolaylaştırıcı. Yürütücülerin, katılıcımcıların tasarım stüdyosunda alışılagelen tasarlama biçimlerinin sınırlarının dışına çıkabilmeleri için fırsat verecek kadar cesur olması gerekiyor. Bu noktada Montuori (2014), müzik metaforunu çok anlamlı buluyorum. Emprovizasyon yapan caz müzisyenlerini örnek veriyor: bir işi önceden belirlenmiş bir düzen içerisinde yapmanın tek doğru yol olduğunu varsaymak yerine, yani bir müzik parçasının notalarını yazıldığı şekli ile icra etmek yerine, müziği işbirliği halinde ve olasılıkları birlikte keşfederek birbirleriyle etkileşim içerisinde yaratma yolunu seçiyorlar. Tasarım stüdyolarında öğrencilere emprovizasyon yapabilmeleri için alan bırakmak yaratıcılığı ciddi anlamda tetikleyebilir. Katılımcılara, tasarım sürecinde, bilinen yollardan sapma cesareti vermeliyiz. Bu sadece katılımcılar için değil, yürütücüler için de bir endişe duygusu yaratacaktır; “Eyvah bu dönem çok dağıldık, projeler iyi çıkmayacak, zaman da kalmadı zaten..” Aslında daha önce de dillendirildiği gibi, “yaratıcı insanlar kaygı ile yaşayabilmeleri ile ayırt edilirler” (May, 2008).
  • Stüdyo ortamının görünen ve görünmeyen bileşenlerinden sorumlu bir mekan kurucu. Nörobilimci Adam Zeman (2006), deneyim yoluyla bilgi edindiğimizin altını çiziyor ve deneyimimizin zenginliğinin, içinde yaşadığımız ve pratik yaptığımız fiziksel ve sosyal çevrenin zenginliğinden büyük ölçüde etkilendiğini belirtiyor. Stüdyoyu içinde yaşadığımız ve pratik yaptığımız bir deneyim alanı olarak görmek ne kadar da önemli görünüyor. Bu açıdan bakıldığında stüdyo yürütücülerinin de stüdyo ortamının/içeriğinin zenginliğini fiziksel, duyusal, sosyal, duygusal ve entelektüel anlamda arttırmak için yaratıcı davranmaları gerekiyor. Kahve kokusu, iyi ışık, bazen müzik, kafalarda merak uyandıran entellektüel içerikler, önceki günlerden kalan deneme maketleri, tomar tomar eskizler, ortaya atılan çetrefilli mühim tasarım problemleri, tuhaf malzemeler.. Böyle bir ortamın sürdürülebilmesi sorumluluğunu üstlenmiş bir mekan kurucu olmalı stüdyo yürütücüsü. Sönmez ve Şenel (2020) okulun ve okul içinde stüdyonun ortamından bahsederken “Ortam sadece eğitim, ders, meslek, teknik ya da beceri değil insani ilişkilerin bir ağı, tecrübe, yaşam, dostluk, hiyerarşi, sıkıntı, dayanışma, umutsuzluk ve mutluluktur.” diyorlar. 
  • Entelektüel bir keşfe doğru bilinmeyen bir yolda stüdyo katılımcısıyla yan yana yürümeyi dört gözle bekleyen bir araştırma ortağı. Stüdyo bir entellektüel araştırma ortamı (Yürekli, 2004) ise (ki öyledir ), stüdyonun içeriği, cevapları önceden kestirilemeyen tasarım problemlerine odaklanırsa, entelektüel keşiflerin gerçekleşmesi daha olasıdır. Sibernetik profesörü Foerster (1983) eğitimin en önemli hedefinin henüz araştırılmamış sorular sormayı öğrenmek olduğuna vurgu yapar. Birçok eğitim sisteminin ve diğer sosyalleşme biçimlerinin bir “non-trivial makine” olan insanı, davranışları önceden kestirilebilir “triaval” ve konformist bir varlığa dönüştürmek üzere tasarlandığının altını çizer Foerster (1983). Tasarım stüdyosunun kurgusu rutinlerin, alelade konuların dışındaki konuları araştırmaya odaklı olursa, (ya da rutinleri ve alelade konuları hiç kurcalanmamış şekilde kurcalamaya) ve bu yapı yürütücü tarafından her daim korunursa yaratıcı yanıtların üreme olasılığı da artacaktır. Öte yandan tasarım problemlerinin kurgulanışında ve araştırma sürecinde, yaratıcılığı tetiklemek ve mimari tasarım disiplininin geleneksel sınırlarının ötesinde yeni içgörü ve bilgilerin üretilmesine olanak sağlamak için birçok farklı disipline özgü bilgiler kurcalanabilir. Tasarım konularını nesnelleştirmeden ziyade, köprülerin inşasını, metaforların üretilmesini (Cianci, 2014) ve yeni postülasyonların, ilginç araştırma sorularının ve teorilerin geliştirilmesini sağlamak amacı ile..
  • Sonsöz: Tasarım stüdyosu her katılımcının kendinden biricik ve değerli birşeyler kattığı, kolektif bir araştırma ortamı olmalıdır, bu ortamın kurgusundan ve işleyişinden sorumlu olan yürütücü ortamını her daim özenle, sevgiyle, incelikle, hevesle yaşatmalıdır.  Tasarım stüdyosunun üretkenliği herkesten önce yürütücünün sorumluluğundadır, entellektüel zihinler (Yürekli,  2004) ve yaratıcı yanıtlar buna imkan veren bir stüdyo ortamında yeşerebilir. 

* Bu metnin orijinali benim tarafımdan “A Creative Response” ismi ile, İTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nde 2013-2015 yılları arasında Trans. Teması ile Ayse Şentürer, Hakan Tüzün Şengün, Erenalp Büyüktopçu tarafından yürütülen mimari proje stüdyoları kitabı Transstudio için yazılmıştır. Kitap YEM yayınlarında baskı aşamasındadır. Metinin Türkçe olan bu versiyonunda orijinal metinde bazı değişiklikler yapılmıştır.

KAYNAKLAR

Gianluca Bocchi, Eloisa Cianci, Alfonso Montuori, Raffaella Trigona & Oscar Nicolaus (2014) Educating for Creativity, World Futures: The Journal of New Paradigm Research, 70:5-6, 336-369 

Bocchi, Gianluca (2014). Educating for Creativity, World Futures: The Journal of New Paradigm Research, 70:5-6, 336-369.

Cianci, Eloisa  (2014) Educating for Creativity, World Futures: The Journal of New Paradigm Research, 70:5-6, 336-369

Dweck, Carol (2006). Mindset: The New Psychology of Success. New York: Penguin Random House LLC.

May, Rollo (2008). Yaratma Cesareti (Alper Oysal, Trans.). Istanbul: Metis Yayınları. (Original work published 1975).

Montuori, Alfonso (2014). Educating for Creativity, World Futures: The Journal of New Paradigm Research, 70:5-6, 336-369.

Ranciere, Jaques (2016). Cahil Hoca. (Savaş Kılıç, Trans.). Istanbul: Metis Yayınları. (Original work published 1987).

Sönmez, Nizam Onur, Şenel, Aslıhan (2020), https://xxi.com.tr/i/cok-guzel-bir-proje-yap

Von Foerster, H. (1983). Observing systems. Salinas: Intersystems Publications.

Yürekli, H., Yürekli, F. (2004) Mimarlık: Bir Entelektüel Enerji Alanı, YEM Yayınları. 

Zeman, Adam (2006).  Bilinç Kullanma Kılavuzu (Gürol Koca, Trans.). Istanbul: Metis Yayınları. (Original work published 2002).

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s