ENES KARAKAYA

İki yıl boyunca İstanbul Teknik Üniversitesi’nde mimarlık eğitimi almış bulunmaktayım. Bu sürecin büyük bir kısmını salgın hasebiyle uzaktan yürütmek zorunda kaldım. Hem yüz yüze hem de uzaktan eğitim almış olduğumdan ötürü, iki durumun da getirdikleri ve götürdüklerinin daha çok farkında olduğumu sanıyorum, buna istinaden metni mümkün olduğunca objektif bir noktadan kaleme alınmış gibi okumanızı tavsiye ediyorum. Yalnızca bu süreçteki izlenimlerimi, kendi penceremden aktarmaya gayret edeceğim. Tüm bu yazdıklarım benim için böyleyken bir başkası için taban tabana zıt bir şekilde gerçekleşmiş olabilir. Almış olduğum eğitimin amaçlarının haricinde de şeyler yazmış olabilirim. Tüm bunlar benim şahsi izlenimlerimden ibarettir.

Sanıyorum öncelikle stüdyo ortamından bahsetmem gerekecek. Belki de eksikliği en çok hissedilen ve dijitalde yeniden kurmanın-sürdürmenin en zor olduğu şey bu olabilir. Stüdyoda çeşitli disiplinlerden öğrenciler ve hocalarımla birlikte çeşitli projeler yürüttük. Yapmış olduğumuz projelerin içeriği de her disiplinden beslenmeye pekâlâ açıktı. Stüdyo farklı noktalardan başlayıp farklı noktalara varan çeşit çeşit işlerle doluydu. Bu süreci yürütmüş olduğumuz fiziksel mekân ve mekânın kullanımı da projelerin bu kadar çeşitli olmasında etkili sanıyorum. Projenin işleyişine göre mekân da kendini dönüştürüyordu. Söz gelimi, herkesin münferit olarak ilerlettiği projelerde herkes kendi sırasında kendi projesiyle ilgilendiğinde en fazla sıra arkadaşından haberdar olabiliyorken, kimi projelerde de atölyenin ortasında boylu boyunca uzayan bir sıra üzerine herkes yapmakta olduğu işleri koyar ve herkes herkesin işinden haberdar olabilirdi, herkese açık bir tartışma ortamı kuruluverirdi. Bu düzen kullanıcı için de oldukça esnek bir şekilde ilerliyordu. Kendi köşesinde projesiyle uğraşan arkadaşlarım olduğu gibi, kimi zaman bahçede beraber çalışan arkadaşlarım da vardı. En keyif aldığım noktaysa sınıfın içinde dolanmaktı. Çeşitli işlere, işin yapılış sürecine birebir şahit olabiliyordum. Uzaktan eğitimde de bunu sağlamak için çeşitli programları denesek de eskisi kadar sıkı ilişkiler kurulamadı, grup çalışmaları dahi (grup içinde ve gruplar arasında) birbirinden kopuk şekilde işliyordu. Belki kimin ne yaptığını görebiliyorduk ama nasıl yaptığını görmek çok daha zordu.

Kalabalık bir stüdyo yürütmenin güzel yanlarından biri bu çeşitlilikti fakat aynı kalabalık bazen kimi sıkıntılara da yol açabiliyordu. Herkese hitap eden bir durumda, o durum özelinde aktarılmaya çalışılan bilgiden, tartışma ortamından kopulabiliyordu. Fiziksel şartlar bu sefer aleyhimize çalışabiliyordu. Söz söylemesi de bazen zor olabiliyor, onlarca insanın önünde tartışmaya birinci ağızdan dahil olmak tedirgin edebiliyordu. Uzaktan eğitimdeyse konuşulan şey (herkes eşit bir şekilde erişim sağlayabiliyorsa) herkese aynı şekilde aktarılabiliyor, herkes eşit şekilde söz hakkına sahip olabiliyordu. Söz söylemek en azından benim için daha kolaydı. Aynı tartışma ortamı dahi olsa, kullanılan mecradan ötürü olsa gerek, söz söyleyenden çok söz daha ön plana çıkıyordu, bundan dolayı benin değil de benim fikrimin ortaya atılması daha rahat bir şekilde söz söylememe imkân sağlıyordu. Yine de yüz yüze olan tartışmalar benim için daha keyifliydi. Belki de proje dersinin programı gereği, yüz yüze almış olduğum eğitimde daha kapsamlı tartışmalar dönüyordu. Felsefeden konuşurken bir anda edebiyat tartışmaları sürebiliyordu. Sosyolojiden, psikolojiye, pedagojiye, sanata ve birçok dala sıçrıyor hepsinde de o bir saniyede çakılan kıvılcımla o konuda derinleşebiliyor daha da yanabiliyorduk. Fakat bu kıvılcımlar o kadar sık çakılıyordu ki o ders süresince her bir alanda en fazla bir kulak aşinalığı sağlamış olabiliyordum. Uzaktan eğitim bu kıvılcımların büyümesine, ateşin daha da harlanmasına çok müsaitti. Bir başlık olarak hatırında kalan şeyin altını doldurması çok daha kolaydı.

Yüze yüzeyken örneklenen kimi referansları anlamakta güçlük çekebiliyordum, uzaktan eğitimde bu çok rahat bir şekilde çözülebiliyor, verilen derse de araştırılan şeye de aynı mecrada kolaylıkla erişilebiliyordu. Yüz yüzeyken mecra değiştirmek sanki birinden birini tercih etmiş gibi hissettiriyordu. Her şeyi bir mecrada çözebilmek rahatlığı birçok şeyi de beraberinde götürüyor sanıyorum. Eskiz dahi çizmeden 3 boyutlu modelleme programlarını kullanmaya başlayan arkadaşlarım vardı, biraz tehlikeli durum gibi geliyor (Bu hususta her zaman söylenmiş sözlerden ziyade, daha farklı bir noktadan yaklaşmaya çalışıyorum.). Yüz yüze aldığım eğitimde de bunu deneyimlemiştim aslında. Yeni öğrenmekte olduğumuz bir programda grup arkadaşlarımla birlikte elimize kalem dahi almadan ufak bir proje yürütmüştük. Ve fakat bunu yaparken çeşitli tasarım süreçlerini deneyimlemiş kişiler olarak bunu yapmıştık. Bilmediğimiz bir yoldaydık fakat bunun farkındaydık, az buçuk yolun sonunu da kestiriyorduk. Uzaktan eğitimdeyse dijitale bunca maruz kalmış bir kişi olarak fiziksel bir iş yapmanın getirdiklerini daha rahat görür hale geldim. Her mecranın farklı bir şey getirdiğini, bir diğerini yadsıyarak ilerlemenin de pekâlâ yanlış olduğunu düşünüyorum. Ben ise dijitalde yapmış olduğum bir modelle projemin son halinde karar kıldım ancak süreç içerisinde çeşitli malzemelerle fiziksel modeller de yaptım. Çeşitli mecralardan mümkün mertebe faydalanmaya çalıştım. Yine de dijitalde iş yapmanın cazibesine de yer yer kapılmadım değil. Yüz yüzeyken belki tereddüt edeceğim şeyleri yaparken birçok şeyin dijitale aktarıldığı dünyada daha cesur bir şekilde yol aldım diyebilirim.

Proje süreci için bu böyle fakat projenin sunumu için işler daha farklı. Fiziksel çalışmalar da dijital çalışmalar da mecburen dijital ortamda sunuldu. Bu hususta dijitalin fizikselde sunumu da hatıra gelmiyor değil. Yıllarca yaptığım şeyleri sunarken jest ve mimiklerimle destekler şekilde kendimi geliştirdiğimi düşünüyorken, bu konudaki en büyük sıkıntıyı dijitalde yaptığım sunumlarda yaşadım. Kameram açık sunum yapsam dahi sunduğum şey sanki çok uzaktaymış gibi bir türlü erişemiyordum. Yıllardır fiziksel bir ortamda yapılan sunumları dijitalde sürdürmeye çalışmak ne kadar doğru bilmiyorum. O ortama göre hazırlanmış şeyleri sorgusuzca dijitale aktarıverdik. Birçok şey farklı ilerliyor ama biz hala istemesek dahi süregeleni sürdürmeye devam ediyoruz gibi geliyor bana. Ben de kimi zaman daha farklı temsillere ihtiyaç duysam da bu düşüncenin devamını getiremedim.

Her durumun kendi içerisinde farklı farklı getirileri var ve içinde olduğumuz durumdan yakınmaktansa bundan nasıl faydalanılabileceğinin yollarını bulmak gerekiyor. Öyle ya da böyle uzun bir aradan sonra tekrar okula döneceğiz. Yeni dönemin başında, tüm bu sürecin hoş bir sadâ olarak belleğimizde kalması dileğiyle.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s